Özenti neden olur ?

Ilay

New member
Özenti Neden Olur? Toplumsal Baskı, Kimlik Arayışı ve Psikolojik Dinamikler Üzerine Bir İnceleme

Kişisel bir gözlemimle başlamak gerekirse, hayatımda pek çok kez özentiye dair düşüncelerim oldu. Özellikle gençlik yıllarımda, çevremdeki insanlar ve onların sahip olduğu bir yaşam tarzı ya da dış görünüş beni etkiledi. Bir noktada, bu durumu bazen kendi kimliğimi bulma çabası olarak gördüm, bazen de sadece toplumsal normlara uyma isteği olarak. Ancak zamanla fark ettim ki, özenti, genellikle dışarıdan gelen baskılarla şekillenen ve içsel boşluğu doldurmaya çalışan bir davranış biçimidir. Peki, özenti gerçekten sadece bir kimlik krizinden mi ibarettir, yoksa daha derin toplumsal ve psikolojik dinamikler mi rol oynamaktadır? Gelin, bu soruyu daha detaylı bir şekilde inceleyelim.

Özenti Nedir ve Neden Ortaya Çıkar?

Özenti, bireylerin başkalarının davranışlarını, tarzlarını veya özelliklerini kendilerine uyarlamaya çalışarak benzerlik kurma çabasıdır. Genellikle bu, toplumsal ya da bireysel bir eksiklik hissinden kaynaklanır. Birçok kişi, başkalarının sahip olduğu değerler ya da başarılar aracılığıyla kendi kimliğini pekiştirmeye çalışır. Bu, özellikle genç bireyler arasında daha yaygın olup, toplumun belirli standartlarına veya popüler kültür ikonlarına yakın olma isteğinden doğar.

Buna dair yapılan çalışmalarda, özellikle ergenlik dönemindeki bireylerin kimliklerini oluşturma sürecinde, diğer insanların etkisinin büyük olduğu vurgulanmıştır (Erikson, 1968). Bu dönemde, özenti çoğunlukla kimlik arayışı ve kabul görme isteği ile bağlantılıdır. Genç bireyler, sosyal medya, ünlüler ve çevresel faktörlerle şekillenen bir dünyada, popüler ve kabul gören figürlere benzemek isteyebilirler.

Erkeklerin Stratejik Yaklaşımı ve Çözüm Odaklı Özentisi

Erkeklerin özentiyle ilişkisi, genellikle daha stratejik ve çözüm odaklı bir yaklaşım sergiler. Erkekler, toplumsal olarak daha fazla başarı odaklı ve pratik çözümler arayarak bu tür davranışları sergileyebilirler. Örneğin, başarılı bir işadamının ya da lider figürlerin tarzına bürünmek, erkeklerin toplumsal statü kazanmaya yönelik bir çabası olabilir. Toplumda erkeklerin güç, güç gösterisi ve başarıya odaklanması, özenti davranışını şekillendiren temel faktörler arasında yer alır.

Erkeklerin özentiye yönelik yaklaşımlarının çoğu, kariyer odaklıdır. Birçok erkek, başarılı ve toplumda saygı gören kişilerin giyim tarzlarını, davranış biçimlerini veya yaşam stillerini taklit ederek, kendini bu kalıplar içinde görmek ister. Bu da onları daha kabul görebilir kılar, toplum içinde yer edinmelerini sağlar. Erkeklerin çözüm odaklı bakış açıları, genellikle bu sürecin mantıklı bir strateji olarak görülmesine neden olur.

Kadınların Empatik ve İlişkisel Yaklaşımı: Özentinin Duygusal Yönü

Kadınlar açısından özenti, daha çok toplumsal ve duygusal bağlarla şekillenen bir davranış olarak ortaya çıkar. Kadınlar, toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle, başkalarıyla olan ilişkilerinde daha duyarlı ve empatik bir yaklaşım sergileyebilirler. Toplumun, kadınlardan daha şefkatli ve başkalarına özen gösteren roller beklemesi, kadınların özentiye karşı daha duygusal ve sosyal bir bağ kurmalarına neden olabilir.

Kadınların sosyal medya ve popüler kültür ile etkileşimi, çoğu zaman başkalarına benzemek ve toplumsal kabul görmek amacıyla şekillenir. Kadınlar, toplumsal güzellik standartlarına veya “ideal kadın” imajına daha çok odaklanabilir. Bu, görünüşten çok, kimliklerini toplum içinde onaylanabilir şekilde yaratma çabası olarak karşımıza çıkar. Ayrıca, kadınlar arasında empati ve duygusal bağ kurma çabası da bu süreçte önemli bir rol oynar. Birçok kadın, başkalarının duygusal deneyimlerine duyarlı bir şekilde yaklaşarak, sosyal medya veya gerçek hayatta benzer deneyimleri paylaşan bireyleri taklit edebilir.

Özentiye Yönelik Toplumsal Baskılar ve Kişisel Kimlik

Özenti, yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal baskıların da bir sonucudur. Toplum, bireylerden belirli normlara uymalarını bekler. Özellikle medya, sosyal medya platformları ve reklamlar, bireylere ulaşılabilir ve idealize edilmiş yaşam biçimlerini sunar. Bu da insanları, o yaşam biçimlerine yakın olmak için belirli davranışlar sergilemeye zorlar.

Birçok araştırma, medyanın gençler üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Sosyal medya platformlarında yayılan güzellik standartları, yaşam tarzları ve başarı hikayeleri, bireylerin kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olabilir. Özellikle kadınların bu baskıyı daha fazla hissettikleri gösterilmiştir. Toplumun estetik ve başarının belirli biçimlere indirgenmesi, bireylerin kimliklerini inşa etme sürecini zorlaştırabilir. Erkeklerde ise, statü ve güç simgeleri daha çok öne çıkmaktadır.

Özenti: Kimlik Arayışından Sosyal Zorunluluğa mı?

Özenti, bazı durumlarda kimlik arayışı ve kişisel gelişimle ilişkili olabilirken, bazen de toplumsal zorunlulukların bir sonucu olarak ortaya çıkar. Kimlik oluşturma süreci, özellikle gençlerde kendini ifade etme ve dış dünya tarafından onaylanma arzusuyla birleşebilir. Ancak bu süreç, toplumsal baskıların etkisiyle bazen yüzeysel ve dışa dönük bir hale gelebilir. Sosyal medya ve popüler kültür, bireyleri benzer yaşam biçimlerine sahip olmaya yönlendirirken, bu süreç aslında kimlik bunalımına ve özentili davranışlara yol açabilir.

Toplumsal baskıların ve kimlik arayışlarının özentiyi tetikleyip tetiklemediği üzerine düşünülmesi gereken bir diğer önemli soru da, bireylerin içsel değerlerini ne kadar koruyabildikleridir. Sosyal medyada geçirdiğimiz zaman arttıkça, başkalarına benzemek ya da onların yaşam biçimlerini taklit etmek, kişisel değerlerimizi sorgulamamıza neden olabilir.

Sonuç: Özenti Bizi Nereye Götürür?

Özenti, toplumsal baskılar ve kişisel kimlik arayışı arasında bir denge kurmayı zorlaştıran bir olgudur. Bu davranış, kimi zaman bir kimlik arayışı olarak görülse de, bazen de toplumsal normlara uyma isteğiyle şekillenir. Erkeklerin ve kadınların bu sürece dair farklı yaklaşımları, özentiye dair daha derinlemesine bir anlayış geliştirmemize yardımcı olabilir. Peki, sizce özenti gerçekten kimlik inşa etme sürecinde yardımcı olabilir mi, yoksa toplumsal baskıların bir sonucu olarak mı ortaya çıkar? Görüşlerinizi bizimle paylaşın!